Virüs Nedir?

Her ne kadar tartışmalı olsa da yaygın bilimsel kanıya göre “canlı olmayan; ancak canlılığın eşiğinde olan varlıklar” olarak tanımlanmaktadır virüsler. Bölünerek çoğalmazlar, çoğalmak için konak hücresini kullanırlar. Konakçı, virüslerin varlıklarını sürdürebilmek için yerleştiği canlılardır. Konak hücre de bu canlıların hücreleri.

Virüsler, “yaşamın eşiğinde” olarak görülmektedirler ancak halen “daha çok cansız” olarak kabul edilirler. Genetik bir materyale sahiptirler. Doğal seçilim sonucu adapte olabilirler ve kendi kendine organizasyon dediğimiz bir olay sonucu kendilerinin kopyalarını başka canlılar üzerinden üreterek çoğalabilirler. Öte yandan virüsler hücresel yapı göstermezler yani kendilerine ait metabolizmaları yoktur ve üremek için  canlılara bağımlıdırlar. Tüm canlılar belli bir çeşit hücre bölünmesi ile ürerken, virüsler başka hücreleri sömürerek, bölünmeden ürerler.

Tek amaçları yok olmayıp kendilerini kopyalamaktır. Bu sebepten  dolayı virüsler  konakçıya ihtiyaç duyarlar, yani bizlere…

Yine aynı sebepten konakçının ölümüne sebep olanlar yerine , doğal seçilim ile ona adapte olarak çoğalmalarını sürdürecekleri bir forma evrimleşenler , mutasyona uğrayanlar varlıklarını sürdürebilirler.

KORONAVİRÜSLER KORONAVİRÜSLER…

Gelelim koronavirüslere. Koronavirüs ailesi, oldukça farklı şiddette hastalıklara yol açabilen büyük bir virüs ailesidir. Koronavirüsün yol açtığı bilinen ilk ağır hastalık, 2003’te Çin’de ortaya çıkan ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu salgın hastalığıdır (Severe Acute Respiratory Syndrome-SARS). İkinci ağır hastalık salgını ise 2012’de Suudi Arabistan’da ortaya çıkan, Orta Doğu Solunum Yetmezliği Sendromu’dur (Middle East Respiratory Syndrome-MERS).

31 Aralık 2019 tarihinde de Çin yetkilileri, ağır hastalığa yol açan yeni tip bir koronavirüs salgını konusunda Dünya Sağlık Örgütü’nü alarma geçirdi,  daha sonra SARS-CoV-2 olarak adlandırılan bu virüs, insanlarda Koronavirüs Hastalığı 2019 (Covid-19) adı verilen, bulaşıcı bir hastalığa sebep olmakta hepimizin artık bildiği gibi.

Bu yeni koronavirüs akrabalarına göre daha bulaşıcı. Solunum yoluyla, insandan insana bulaşıyor. Üstelik virüs, henüz “kuluçka” evresindeyken, yani bulaştığı kişilerde semptomlar belirmeden önce diğer insanlara da bulaşabiliyor. Ayrıca her hasta, hastalığı benzer şiddet ve semptomlarla da geçirmiyor.

 

 NASIL BULAŞIR?

Covid-19 hastalığına sebep olan SARS-CoV-2, temelde damlacık yolu ile bulaşan bir virüstür. Bulaş, genelde hasta kişiye yakın temasla veya yüzeylere düşen virüsün (toplu ortamlarda, toplu taşımalarda v.b.) eller vasıtasıyla ağız, göz veya buruna götürülmesi ve solunması ile olur.

Ayrıca, öksürdüğümüzde veya hapşırdığımızda, damlacıklar metrelerce uzağa dağılabilirler. Ve havaya saçılan bu damlacıkların başka insanlar tarafından solunmasıyla, virüsler o kişilerin solunum sistemlerine ulaşıp hastalığa sebep olurlar.  İşte bu nedenle öksürürken veya hapşırırken ağzımızı ve burnumuzu kapatmamız, hastalığı saçmamak adına büyük öneme sahiptir.

Covid-19’u mevsimsel gripten farklı kılan en önemli faktörlerden biri, çok hızlı yayılması ve  daha ağır bir hastalığa sebep olmasıdır. Mevcut verilere göre Covid-19, her yaş kategorisinde mevsimsel gripten daha ciddi bir zatürreye sebep oluyor. Ağır zatürre geçirerek yoğun bakım gereksinimi olan hastalarda iyileşme süresi daha uzun zaman alabiliyor. Fakat bu hastalığı geçiren kişilerde uzun süreli akciğer hasarına şimdilik rastlanmadı.

Bu enfeksiyonu hafif ya da hiç belirti vermeden geçiren hastalar ise, kişiden kişiye değişmekle birlikte, ortalama bir hafta on gün içerisinde iyileşerek normal yaşamlarına dönebiliyor.

 

PEKİ NE YAPMALI KORUNABİLMEK İÇİN?

Maske kullanımı ve el temizliği en önemli unsurlar bunun için. Maske; hem Covid-19 pozitif isek başka insanlara bulaştırmamak, hem de pozitif vakaların ortama saçtığı virüs damlacıklarını direkt solumamak için kullanmamız gereken bir koruma ve korunma yöntemidir.

Maske kullanımında çok önemli bir nokta var ki o da; maskelerin koruyuculuğunun sonsuza kadar sürdüğünü sanmamız. Maalesef gerçek öyle değil.  Maskenin çeşidine göre kullanım ömrü de değişir. Mesela bir cerrahi maskeyi çıkarmadan üç saat kullandığımızda etkinliği azalır ve koruyuculuğunu yitirir. Dolayısıyla değiştirmemiz gerekir. Ayrıca maskenin dışarda kalan ön yüzeyine elimizle temas etmemeliyiz. Çünkü ön yüzey damlacıkların tutulduğu alandır. Bunlara lütfen dikkat edelim, ettirelim!

Sonrasında; sık sık ellerimizi sabun ile yıkamak, temas ettiğimiz yerlerde virüs var ise onların inaktif hale gelmesini ve böylece hastalık yapma yetilerini kaybetmelerini sağlayacaktır.

Sosyal medyada ve salgınla mücadelede sıklıkla duyduğumuz “en az 1 metrelik fiziksel izolasyon” kuralı, daha ziyade bir odada sabit bir şekilde otururken veya dışarıda hareketsiz bir şekilde beklerken geçerli. Ancak  yürüyüş, koşu, bisiklet  vb. hareketli sporları yapıyorsak, bu mesafeyi metrelerce arttırmamız gerekebilir.

Şöyle ki,  insanlar siz yol alırken sizin saçtığınız damlacıkların içinden geçiyor ve soluyor. Tabii benzer şekilde, siz de sizin önünüzdeki kişinin saçtığı damlacıkları soluyorsunuz. Bu ne anlama gelmekte? Maske kullanmanın önemini vurgulamakta!

Yürürken nefes alıp veriyoruz ve ortama eğer maske kullanmıyorsak çokça damlacık saçıyoruz. Bu bir birim damlacık ise , hapşırma ve öksürme ile ortama kat kat daha fazla birim damlacık saçarız. Burada ortaya saçılan virüs yoğunluğu yani virüs yükü daha fazla olduğundan, bu havayı soluyan kişi veya kişilerde, daha ağır enfeksiyon bulgularına sebep olabilmektedir.

Enfekte olma dozunun yani virüs yükünün yanı sıra, ne kadar süreyle maruz kaldığımız da önemli bir faktör elbette. Covid-19 pozitif yani enfekte bir kişi ile aynı ortamda 45 dakika geçirmek de enfekte olmak için yeterli havanın solunması anlamına gelecektir.

 

ÜLKELERE GÖRE NEDEN ÖLÜM ORANLARI DEĞİŞMEKTE DİYE SORARSANIZ DA…

Yaş, kronik hastalık, bağışıklık sistemi  gibi bireysel faktörlerin yanında ülke bazında da ölüm yüzdelerinin değiştiği görülmektedir. Ülkeler arasında ölüm oranlarının bu denli değişken olması tamamıyla ülkedeki salgın seyri ve alınan önlemlerle ilgilidir.

Ülkelerin bildirdiği doğrulanmış vaka sayısı, yapılan test sayısıyla da doğru orantılıdır. Ülkenizin nüfus sayısına göre,  ne kadar çok test yapıp ne kadar az pozitif vaka saptarsanız, virüs salgınını o kadar iyi yönettiğiniz anlamına gelir.

Türkiye’nin bulunduğu aşamada hedeflenen,  bulaşmayı önlemek ve virüsün ileri yayılımını engellemek. Bu doğrultuda yapılması gerekenler arasında, sağlık sistemini geniş çaplı bir salgına hazır hale getirmek -ki sağlık sistemimiz ve kadromuz bunu sağlayacak güce sahip-, test ve tanı kapasitesini yükseltmek, yeni ortaya çıkan vakalarla temas etmiş kişileri tespit etmek ve izolasyonlarını sağlamak.

Dünyadaki veriler, salgının başında her vakanın ortalama 2.5-3 kişiyi enfekte ettiğini söylüyor. Burdan hareketle, her bir vakanın bir ay içerisinde yaklaşık 300-400 kişiyi enfekte edebileceğini tahmin edebiliriz. Oldukça yüksek bir rakam öyle değil mi?

Covid-19 yayılımını kırmak için  tespit etmek, izole etmek ve tedavi etmek gerekmekte. Çünkü tespit ettiğimiz , izole ettiğimiz ve tedavi ettiğimiz her vaka hastalığın yayılımını azaltacak.

O ZAMAN NE YAPMALI NE ETMELİ?

Virüsün bilincinde olarak korunmak, yayılımını en aza indirmek yapmamız gereken . Yani maske kullanmak, sabun ile ellerimizi yıkama işlemini sıklaştırmak, temasımızı en aza indirmek ve sosyal mesafeyi korumak.

Sabunla yıkamak virüsü yok etmenin en iyi yoludur. Sabun, iki ucu olan ve yüzey aktif maddeler olarak adlandırılan moleküller içerir. Bir ucu yağlarda iyi çözünürken, diğer ucu suda iyi çözünür. Bu moleküller SARS-CoV-2’nin yağlı dış tabakası ile temas ettiğinde onu çözer,  virüs inaktif hale gelir ve artık hastalık oluşturamaz.

Sabun ve su sadece ellerimiz için değil, aynı zamanda yüzey temizliğinde de etkilidir, bu yüzden herhangi bir yüzey temizleyicisi aramanıza aramamıza gerek yoktur. İçerisinde oranı yüzde yetmiş ve  üzerinde etil alkol olan kolonya ve dezenfektanlar da virüse karşı etkilidir.

Her tür sabun bu yüzey aktif moleküllerini içerir, bu nedenle sabunun hangi türünü kullandığımız önemli değildir. Sabun kullanmamız önemli ve yeterlidir. Yalnız dikkat etmemiz gereken bir nokta, piyasada varolan antibakteriyel jelleri  kullanmamak. Antibakteriyel jeller yalnızca  bakterilere karşı etkilidir,  virüsleri etkilemezler etkileyemezler! Lütfen buna da dikkat.

Son olarak; zorunlu olmadıkça da sağlık kuruluşlarına gitme, gitmesin, gitmeyelim!

Sağlıkla kalın…

Dr’Salve

Bir cevap yazın