PANDEMİ EPİDEMİ EPİDEMİYOLOJİ VE DAHA NELER NELER…

 

TANIMLARLA GİRİŞ

Belirli bir bölgede yaşayan aynı türe ait bireyler topluluğu yani popülasyonlardaki sağlıkla ilgili olayların dağılımını inceleyen ve sağlık sorunlarını kontrol eden biyoloji ve tıp dalıdır epidemiyoloji.

Epidemi, belirli bir bölgede bir hastalığın beklenenden daha fazla görülmesi iken, pandemi hastalığın dünya çapında birkaç ülkeyi ve kıtayı etkilemesi sonucu görülen küresel salgın hastalıklar için kullanılan terminolojidir. Dilimizde ise hepsini tek bir kelime ile adlandırırız ; salgın.

SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI NEDİR NE DEĞİLDİR?

Nüfusun büyük bölümünün (%60-90) bağışıklık kazanmasıyla enfeksiyon zincirinin bozulacağı, virüsün yayılmak için yeterli konak canlı bulamaması ve bunun sonucunda hastalığının yayılma hızının yavaşlayacağı ya da tamamen duracağı öngörüsüne dayanmaktadır sürü bağışıklığı.

Hastalığın kontrollü veya kontrolsüz olarak yeterince fazla sayıda kişiye bulaşması ile savunma sistemimiz hastalığa karşı direnç kazanabiliyorsa ve toplumda yeterince fazla sayıda insan bu direnci kazanırsa, virüsün de yayılabileceği kişi sayısı fazlasıyla düşecek ve toplum, yavaş yavaş normale dönebilecektir. Zaten aşılama kampanyalarının amacı da toplumun yeterince fazla kesimini aşılamaktır. Böylece toplumdaki bireylerin tamamı aşılanmasa bile, aşılanan bireyler sayesinde aşılanmayanlar da korunabilir.

Sürü bağışıklığı kazanıldıktan sonra çok etkilidir; ancak, eğer o noktaya aşılarla değil de  gerçekten hastalığa yakalanarak ve tüm şiddetiyle geçirerek ulaşacaksak can kayıpları çok, gerçekten çok olacaktır.

Çin gibi kalabalık ve salgını kontrol altına almış gibi gözüken bir ülkede bile bağışıklık geliştiren kişilerin oranının, sürü bağışıklığı için gereken %60 seviyelerinin çok altında olduğu belirtilmekte. Hal böyleyken ‘normalleşme’ adı altında rehavete kapılmamalı ve kendimizi uzunca bir süre daha korumamız gerektiğini unutmamalıyız. Nasıl mı korunmalıyız? Maskeyi ev dışında her yerde burun ve ağzı içine alacak şekilde takıp, elleri sık yıkayıp, teması azaltıp, sosyal mesafeyi koruyarak. Ve elbette kalabalık ortamlardan uzak durarak.

 

PEKİ NE OLSUN İSTİYORUZ?

Ülkemizde salgından korunmak için sürdürülen sosyal mesafeyi korumaya yönelik kısıtlamalar hafifletilerek; taze hava giriş imkanı olmayan ve sadece iç havayı çevirerek çalışan iç üniteleri ile virüs açısından çok riskli olan alışveriş merkezleri dahil, toplu halde bir arada olunan alanlar yeniden kullanıma açıldı.  Ve maalesef buna bağlı olarak  vaka sayıları her gün artmakta.

Diğer ülkeler de çoktan normale dönme planları yapıyor olsalar da, epidemiyolojik modellerin hiçbiri normalleşmeyi mümkün kılacak bir gidişata işaret etmiyor. Henüz nüfusun çok küçük  bir kısmı hastalığı geçirmiş halde ve biliyoruz ki  aşı ortada yok. Dolayısıyla normale dönme planları, ekonomik kaygıları insan yaşamına tercih etmenin ve sosyal mesafelendirme uygulamaları sayesinde elde edilen kısa vadeli başarıların rehavetine kapılmanın bir ürünü olarak karşımızda durmaktadır.

Bu duruma yani ‘normalleşme’ sürecine bağlı olarak yalnız ülkemizde değil  dünyada  da vaka sayısı artış göstermekte. Dolayısıyla artçı dalgalanmalar yaşanacaktır. Bunun dışında: Artçı dalgaların yaşanıp yaşanmayacağını ve yaşanacaksa da ne sıklıkla yaşanacağını iki önemli faktör daha belirliyor; birincisi, sıcak aylarda virüsün bulaşma dinamikleri, ikincisi ise koronavirüsü atlatan hastalarda bağışıklığın ne kadar sürdüğü

Şu anda bağışıklığın ne kadar sürdüğüne ya da süreceğine dair herhangi güçlü bir bulgu, bilgi yok ve gerekli bilgilere erişmek aylarca sürebilir. Bağışıklık kısa dönemliyse eğer, o zaman yeniden SARS-CoV-2 salgınları görmemiz kaçınılmaz olacak.

Elbette bir noktada salgını yenecek ve en azından normale daha yakın bir noktaya döneceğiz.

O zamana kadar sosyal mesafeyi koru, korusun, koruyalım!

 

Sağlıkla kalın…

Dr’Salve

Bir cevap yazın